Taşkınbilgist: Çığlık Tablosu: Modern İnsanın Varoluşsal Izdırabı

11 Şubat 2018 Pazar

Çığlık Tablosu: Modern İnsanın Varoluşsal Izdırabı




"Verebileceğim tek şey resimlerim, onlar olmadan ben bir hiçim." diyen Norveçli ressam Edward Munch, modern insanın varoluşsal sancılarını yansıtan ve sanat tarihinin en ünlü ikinci eseri kabul edilen "Çığlık" adlı tablosunu 1893'te yapmıştır. Ressam, 1893'ten 1910'a kadar üç adet daha "Çığlık" tablosu yapmıştır.

"Bireyin ruhunun parçalandığı bir dünyadaki, modern ruhsal yaşamı yansıtmayı" amaçlayan Munch'un eserini yorumlamaya çalışalım.

(Bu konu hakkında hazırladığım youtube videosu.)


Tabloya baktığımızda önde, köprünün ortasında durmuş hem erkeğe hem kadına benzeyen bir insan figürü dikkat çeker. Bu figür eğimli gövdesi ile oldukça tedirgin ve telaşlı görünür. Yüzünde ve mimiklerindeki korku, endişe, şaşkınlık ve delirme ifadeleriyle işlerin yolunda gitmediği hissi uyandırır. Gözleri fal taşı gibi kocaman açılmış, elleri kulaklarında kan donduran bir çığlık atmaktadır.

Öndeki ana figürün arkasında iki figür daha göze çarpar. Bu iki figür düz çizgileriyle oldukça sakin görünürler. Tabloya bakan birisi önde duran ve çığlık atan figürün diğer iki figürden çok farklı bir ruh hali içinde olduğunu kolayca fark eder.

İlerde yer alan iki adet geminin düz çizgileri de sıradanlığa işaret eder. Tablodaki köprünün korkulukları, arkadaki iki figür ve gemiler sıradanlığa işaret ederken onun dışındakiler ise oldukça ürkütücü ve korku uyandırıcıdır.


Sarı, turuncu ve kırmızıya bürünmüş gökyüzü; kan kırmızısı görünümünde ve ateş renginde hareketli bulutlar ile kaplıdır. Odakta yer alan figürümüzün attığı çığlığın etkisiyle adeta deniz ve gökyüzü dalgalanarak bütünleşiyor. Eğimli dalgasal çizgilerle, yer ve göğün birleşmesi korku uyandırıyor. Arka planda ise şehir ve mavi - siyah renkteki fiyord görülüyor.

Bir sanat eseri santçısının hayatı boyunca yaşadıkları, gördükleri ve okuduklarının birikimidir. Peki, Edward Munch ne yaşamıştı da böyle bir eser ortaya koydu?

Sanatçı daha beş yaşındayken annesini kaybeder. Daha sonra da ablasını aynı şekilde hastalıktan kaybeder. Hastalık, başarısızlık, sefalet, kıskançlık, karşılıksız aşk ve ölümle savaş halinde bir hayat yaşar. "İçimdeki cinleri kovmak için, sürekli tuvale aktardığım temalar ve imajlardır." der resimleri için. Yaptığı diğer tablolar da incelendiğinde yoğun olarak karamsarlık ve ölümün işlendiği görülür.  

Günlüğüne "Çığlık" tablosu ile ilgili Munch şu notu düşüyor: "İki arkadaşımla yolda yürüyordum; güneş battı, bir melankoli dalgasına kapıldım. Birden gökyüzü kıpkızıl bir renk aldı. Durup parmaklıklara yaslandım. Alev alev gökyüzü, mavi fiyordun ve şehrin üstünde kan ve kılıç gibi sarkıyordu. Arkadaşlarım yola devam etti; ben ise büyük bir endişeyle öylece duruyor ve doğada sonsuz bir çığlığı hissediyordum sanki." 

Bu not, tablodaki ana figürün ressamın kendisi olduğunu bize düşündürmektedir. 

Aslında Munch, bu tabloda modern insanın yaşadığı "varoluşsal ızdırabı" yansıtmıştır. Çığlık, modern insanın hızla daha karmaşık ve içinden çıkılamaz hale gelen gerçek dünya karşısında kapıldığı tarifi imkansız duyguları simgeler. İnsanın içinde bulunduğu topluma yabancılaşmasını açığa çıkarır. Kalabalıklar içinde yalnız kalan insanların çığlığını yansıtır bu tablo aynı zamanda.

"İnsanın, 19.yüzyıla kadar kendisini rahatlatmış olan kesinliklerden arınmasını ifade eder: Artık ne Tanrı, ne gelenek görenek, ne de alışkanlıklar vardır. Anlamadığı bir evrenle karşı karşıya olan ve onunla ancak panik duygusuyla ilişki kurabilen, varoluşsal bir kriz halindeki zavallı insanın kendisi sadece. Bu negatif gelebilir, ama modern durum budur. Modern insanı o ana kadar Rönesans sonrası tarihten ayıra budur işte: Bizi dünyaya demirleyen çıpaları kaybetmiş olma hissi"

Ressamın son cümlesi oldukça yıkıcı ve umutsuz görünüyor. Bizi dünyaya bağlayan bağların olmadığını bilmek "tutunacak dalımızın kalmadığı" anlamına geliyor. Tutunacak dalı kalmayan insan ise yaşamın anlamsızlığı karşısında ne yapacağını bilmez bir halde kendi mahvoluşunu yaşamak zorunda kalır.



2 yorum:

  1. Bir sanatçının(gerçek anlamda bir sanatçının para yada şöhret peşinde koşan kimliği belirsiz insanlardan bahsetmiyorum) eserlerinde kendini yansıtması acısını tuvallerine aktarması belkide onu anlamamız için en güzel yöntemlerden biri. Bir sanatçı yaptığı eserde gerçek anlamda yaşanılan ve ya yaşanılabilecek bir olayı yansıtıyorsa özellikle bu yansıttığı kendi deneyimlediği duygularsa o sanatçının gerçek anlamda bir eser ortaya çıkardığını anlayabiliriz. Evet belkide yaşadıkları kötü olaylardı fakat bunu eserlerine yansıtması sanırım tutunacak bir dalının daha olduğunu ve o dalında eserleri olduğunu ortaya koyuyor.
    Hepmizin hayatımızda yaşayacağımız tüm olumsuzluklara rağmen tutunacak bir dalımızın olması dileğiyle...
    Saygılar.

    YanıtlaSil
  2. VAROLUŞSAL SANCILARIMIZDAN OLSA GEREK HİKAYESİNİ BİLMEDEN BAĞLANDIĞIM,BÜTÜNLEŞTİĞİM TEK TABLO. MUNCH! BİZİ BİZDEN BAŞKA HİÇ KİMSE ANLAMAYACAK.

    YanıtlaSil